Şah Damarından Yakın: İlahi Kuşatma ve Yürek Mesafesi: Yeryüzündeki her şeyin tek hâkimi ve her insanın, her varlığın, maddi ve manevi her şeyin mutlak sahibi olan Allah’ın; insanın her istediğini duyması, aklından geçen her şeyi bilmesi ve dualarına icabet etmesi insan için eşsiz bir nimet ve rahmettir. İnsanın Allah’tan bir şey istemesi için yalnızca samimi olarak aklından geçirmesi, içinden yalvararak O’na dua etmesi yeterlidir. Allah insana, kendisine en yakın saydığı herkesten daha yakındır. Kur’an’da Kâf Suresi’nde geçen “Biz ona şah damarından daha yakınız” ayeti, bu ilahi yakınlığın sırrını fısıldar. Bu yakınlık fizyolojik bir gerçekliğin ötesinde, ontolojik ve varoluşsal bir kuşatmadır; Allah’ın ilmi, kudreti ve merhameti insanı bütünüyle sarıp sarmalar. O; insanın kalbinden geçeni, dudaklarının kıpırdamasına dahi gerek kalmadan edilen sessiz yakarışı, El-Alîm, Es-Semi ve El-Basîr isimleriyle bilir ve işitir.
Allah’ın her an yanında olduğunu, kendisini gördüğünü ve her düşüncesinden haberdar olduğunu bilmek; samimi olduğu sürece Rabbinin her işinde kendisine yardım edeceğini ve her nidasına karşılık vereceğini ümit etmek, bir müminin Allah’a olan sevgisini, teslimiyetini ve gönülden bağlılığını derinleştirir. Gösterişten ve riyadan tamamen arınmış bu mahrem iletişim, kulun Yaratıcısına duyduğu mutlak güvenin tezahürüdür. “Acaba sesimi duyuyor mu?” şüphesi bitmiş, “O benim kalbimin atışını ve hüznümü benden iyi biliyor” teslimiyeti başlamıştır. Böyle bir idraka sahip olan insan, yeryüzünde kalabalıklar içinde yalnız kalsa bile asla ıssız kalmaz; evrendeki varoluşsal yalnızlığından kurtularak sarsılmaz bir tevekkül makamına ulaşır.
Allah gerçekte insana çok yakındır, hatta ona kendinden bile yakındır; ne var ki bu yakınlığın yolunu genelde insanın bizzat kendisi kapatır. Şöyle ki; insan kalbini ne kadar çok dünya ile doldurursa, o derece Yaratıcısından uzaklaşır. İslam inancında kalbin “İlahi nazargâh” (Allah’ın baktığı yer) olduğu ifade edilir. Bu kalp, pürüzsüz bir ayna gibidir ve mâsivâ (Allah dışındaki her şey, dünya hırsı, fani tutkular) bu aynayı tozlandırır. Ayna kirlendikçe İlahi nuru yansıtamaz hale gelir.
Allah hiçbir zaman kulundan uzaklaşmaz; araya mesafe koyan daima insandır. Güneş her zaman gökyüzünde ışıldar; ancak insan gözünü kapatır veya penceresine kalın perdeler çekerse karanlıkta kalır. İşte insanın dünya nimetlerine duyduğu aşırı meyil, o perdelerin ta kendisidir. Bu uzaklık mekânsal bir yol mesafesi anlamında değil, tamamen yürek mesafesi olarak algılanmalıdır. Sen dünyevi şeylere meyil ettikçe gönül terazisinin ibresi Allah’tan uzaklaşır; dünya hırsından ve fani olandan sıyrılmaya başladıkça ise kalbinde sana O’na giden sonsuz kapılar açılmaya başlar.
Seyit Fevzi Dinler




