By using this site, you agree to the Privacy Policy and Terms of Use.
Kabul Et
ULAK MEDYAULAK MEDYAULAK MEDYA
Bildirim Daha Fazla Göster
Yazı Tipi BoyutlandırıcıAa
  • Ana Sayfa
  • Ulak Analiz
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Teknoloji
  • Dünya
  • Sağlık
  • Genel
  • EFZA DERGİSİ
  • İletişim
Okuma: GERÇEĞİ ARAMAYI VE BULMAYI ÖĞRETİN!
Paylaş
Yazı Tipi BoyutlandırıcıAa
ULAK MEDYAULAK MEDYA
  • Ekonomi
  • Siyaset
  • Kültür & Yaşam
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Ulak Analiz
Search
  • Home
    • ULAK MEDYA
  • Categories
    • Teknoloji
    • Kültür & Yaşam
    • Ulak Analiz
    • Ekonomi
    • Siyaset
    • Bilim
    • Sağlık
  • Bookmarks
    • Customize Interests
    • My Bookmarks
  • More Foxiz
    • Blog Index
    • Sitemap
Mevcut bir hesabınız var mı? Giriş Yap
Bizi Takip Et
GündemGenel

GERÇEĞİ ARAMAYI VE BULMAYI ÖĞRETİN!

yonetim_ulak
Son güncelleme: 9 Eylül 2026 12:12
yonetim_ulak
Yayınlandı: 9 Eylül 2026
Paylaş
Paylaş

ULAK MEDYA – DESAM (Demokratik Etütler ve Eğitim Stratejik Araştırma Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, Okullarda okutulan tarih müfredatının ve özellikle ‘T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük’ ders kitaplarının tek merkezli, aşırı ideolojik ve sorgulamaya kapalı, beyin yıkamaya varan ölçüde doktriner ve sorgulamaya kapalı bir resmi anlatı üzerine kurulu olduğunu kaydederek, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i eğitimde gerçekçi, kalıcı v temel reformlar yapmaya davet etti:

OKULLARDA İDEOLOJİK, YANLI VE KURGU TARİH EZBERLETMEYİ BIRAKIN; 

GERÇEĞİ ARAMAYI VE BULMAYI ÖĞRETİN!

Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK, Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikaları Kurulu’nu acil ve derhal göreve çağırıyorum. Mevcut tarih ve özellikle ‘T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük’ ders kitaplarını cesurca yeniden yapılandırmaya davet ediyoruz. Bu talebimizi bir ideolojik hesaplaşma olarak algılamayınız. Mevcut tarih müfredatı ve ders kitapları öğrencilerimize tarihsel düşünme ve sorgulama becerisi kazandırmak yerine, katı ve sığ bir yorumu benimsetmeyi hedeflemektedir. Bu, Türkiye’nin gençliğinin ve eğitimin geleceğine sahip çıkma çağrısıdır. 

OKULLARDA ÇOCUKLARIMIZA TARİH ÖĞRETMİYORUZ, MASAL ANLATIYORUZ!

Gençlerimizin zihnini kapatan değil, açan bir tarih eğitimi istiyoruz. Tarihi gerçekleri karartan, putlaştıran değil, anlayan bir nesil istiyoruz. Ezberleyen değil, düşünen vatandaşlar istiyoruz. Gerçek, hiçbir siyasi yapının ve ideolojik merkezin tekelinde değildir. Gerçek, ancak özgür akıl, bilimsel yöntem ve cesur yüzleşme ile ortaya çıkar. Türkiye barış, huzur, adalet ve zenginliğin hüküm sürdüğü güçlü, muasır bir ülke olmak istiyorsa bu yüzleşmeyi artık ertelememelidir. Zaman, tarih eğitimini 21. yüzyılın gereklerine ve özgür düşüncenin ilkelerine göre yeniden kurma zamanıdır. Ezberci değil, düşünen; İtaatkâr değil, sorgulayan; Tek sese mahkûm değil, çok sesliliği yönetebilen; Geçmişiyle yüzleşebilen, geleceğe güvenle bakan bir gençlik için hükümeti bir an önce göreve davet ediyorum. 

Tarih eğitimi, toplumun kendisini tanımasının, geçmişle yüzleşmesinin ve geleceğe bilinçli adım atmasının temel araçlarından biridir. Ne yazık ki ülkemizde okullarda okutulan tarih, özellikle T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitapları ile müfredatı, uzun yıllardır bilimsel tarih yazımının ve modern pedagojinin temel ilkelerinden uzak bir biçimde, tek boyutlu, aşırı ideolojik ve eleştirel düşünmeyi sınırlayan, tek boyutlu ve tartışmalı tarihsel yorumları yeterince görünür kılmayan bir kurgu yapıda sürdürülmektedir. 

25 yıllık Ak Parti iktidarı da faydacı bir anlayışla toplumun zihinsel bağışıklık sisteminin felç edilmesine seyirci kalmış, çocuk ve gençlere tarihsel düşünme becerisi kazandıran yeni bir sistem kurmak yerine, hazır bir yorumu kendi siyasi çıkarı doğrultusunda boyamak suretiyle bu yanlışa yol vermiştir. Dünyanın yapay zekâ, robotik, blockchain ve uzay teknolojisini yakalamaya çalıştığı günümüzde hükümet, çocuk ve gençlerimizin tarih adı altında her türlü dogmaya, manipülasyona, dezenformasyona, dejenerasyona ve çarpık sığ anlatının narkoz ve hipnozuna açık halde bırakmıştır.

Bağımsız bir stratejik araştırma merkezi DESAM olarak öncelikle Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’e net, açık ve ciddi bir çağrıda bulunuyoruz: Tarih derslerini çarpık ideolojik doğruların aktarım alanı olmaktan çıkarın; çocuklarımızı hakikati araştıran, belgeyi sorgulayan, farklı kaynakları karşılaştıran ve kendi hükmünü oluşturabilen bireyler olarak yetiştiren bir sistem oluşturun.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendi öz çocuklarına kendi öz ve gerçek tarihini öğretmesi son derece doğaldır ve gereklidir. Ancak tarih öğretmek başka, tek bir tarih yorumunu tartışılmaz hakikat olarak öğretmek bambaşka bir şeydir. Çocuklarımızın tarih bilmesine ihtiyacımız var. Fakat daha önemlisi, tarihi nasıl bileceklerini öğrenmelerine ihtiyacımız var. Çünkü tarih dersi çocuğa yalnızca “ne olduğunu” değil, “Bunu nereden biliyoruz?” sorusunu da öğretmelidir. Sayın Bakan, bugün asıl ihtiyacımız budur.

“RESMÎ TARİH” DE, “KARŞI TARİH” DE SINIFTA TEK BAŞINA DAYATILMAMALIDIR!

Türkiye’de tarih öğretiminin en temel problemlerinden biri, uzun yıllar boyunca tarihin farklı dönemlerde farklı siyasal ve ideolojik ihtiyaçlara göre yorumlanmasıdır. Bir dönemde Cumhuriyetçi-Kemalist bir anlatı baskın iken; başka bir dönemde buna tepki olarak Osmanlıcı, muhafazakâr, milliyetçi veya başka bir ideolojik tarih anlatısı daha öne çıkabilir. Bunların hiçbirini çocuklarımızın zihnine hazır paket olarak koymak eğitim değildir. Bir tarih kitabı elbette Mustafa Kemal’i de anlatmalıdır, İsmet İnönü’yü de; Abdülhamid’i de anlatmalıdır, Vahdettin’i de; İttihat ve Terakki’yi de, muhaliflerini de; Millî Mücadele’yi de, Millî Mücadele’nin içindeki anlaşmazlıkları da. Ama hiçbirini kutsallaştırmadan, hiçbirini şeytanlaştırmadan.

Çünkü tarih kahramanlık masalı değildir; insan, toplum, çıkar, fikir, hata, başarı, çatışma ve sonuçların birlikte incelendiği bir insanlık laboratuvarıdır. Tarihin görevi çocuklarımıza tapınacak kahramanlar veya nefret edecekleri hainler üretmek değil, olayları anlamalarını sağlamaktır.

ATATÜRK’Ü ANLATMAK BAŞKADIR, ATATÜRKÇÜLÜĞÜ TARTIŞILMAZ DOGMA OLARAK ÖĞRETMEK BAŞKA

Burada son derece açık konuşuyorum: Mustafa Kemal Türkiye tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biridir ve elbette çocuklarımıza öğretilmelidir. Fakat bir tarihî şahsiyeti öğretmek ile o şahsiyeti tarihsel eleştirinin dışına çıkararak putlaştırmak aynı şey değildir. Mustafa Kemal’in askerî hayatı, Millî Mücadele’deki rolü, siyasal tercihleri, Cumhuriyet’in kuruluşundaki konumu, reformları, dönemin uluslararası şartları, ekonomik politikaları ve dış politika tercihleri, doğruları, yanlışları belgelerle incelenmelidir. Aynı şekilde bu politikaların günümüzdeki sonuçları, başarıları, sorunları ve eleştirileri de bilimsel yöntemle ele alınabilmelidir.

Öğrencilerimize: “Buna inan.” demek yerine; “İşte belge. İşte farklı kaynaklar. İşte tarihçilerin farklı yorumları. Şimdi düşün, karşılaştır ve gerekçeli bir sonuca ulaş.” diyebilmeliyiz. İşte hakiki ve çağdaş tarih eğitimi budur.

TARİH KİTABI “NE DÜŞÜNECEĞİNİ” DEĞİL, “NASIL DÜŞÜNECEĞİNİ” ÖĞRETMELİDİR

Bugünün çocuk ve gençleri internet çağında yaşamaktadır. Bir öğrenci aynı olay hakkında bir ders kitabında bir anlatı, bir akademik makalede başka bir yorum, bir arşiv belgesinde üçüncü bir bakış ve sosyal medyada birbirine tamamen zıt onlarca iddia görebilmektedir. Böyle bir dünyada öğrencinin zihnine yalnızca “doğru cevaplar” yerleştirmeye çalışmak artık mümkün değildir. Asıl ihtiyaç kaynak okuryazarlığıdır.

Çağdaş ve bilimsel tarih derslerinde öğrenci şunları öğrenmelidir: Birincil kaynak nedir? Hatırat ile arşiv belgesi arasındaki fark nedir? Bir belgenin yazarı kimdir? Belgenin yazıldığı tarih neden önemlidir? Bir tarihçinin kullandığı kaynaklar nelerdir? Bir iddianın kanıtı nedir? Bir fotoğrafın bağlamı nasıl araştırılır? Propaganda ile tarihsel kayıt arasındaki fark nedir? Aynı olayı farklı taraflar neden farklı anlatabilir? Bir kaynak neden güvenilir veya güvenilmez olabilir? Bir tarihçi hangi kanıtı seçmiş, hangisini dışarıda bırakmış olabilir? Tarih öğretiminin gerçek devrimi burada başlamalıdır. Fakat mevcut tarih ders kitapları bu kriterleri karşılamamaktadır.

TARİHİN SONUÇLARI KADAR TARTIŞMALARI DA ÖĞRETİLMELİDİR

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi yalnızca 1881’den başlayıp belirli bir doğrusal anlatı içinde ilerleyen bir “kuruluş hikâyesi” olarak ele alınmamalıdır. Öğrenci, Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki siyasal, ekonomik, toplumsal ve uluslararası şartları anlamadan Millî Mücadele’yi anlayamaz. Millî Mücadele’nin askerî boyutunu bilmeden diplomatik boyutu anlaşılamaz. Gerçek Lozan’ı anlamadan savaş sonrası düzen anlaşılamaz. Tek parti dönemini anlamadan Türkiye’nin demokratikleşme süreci anlaşılamaz.

Çok partili hayata geçişi yalnızca birkaç tarihten ibaret görmek, Türkiye’nin demokrasi tarihini anlamamaktır. 1950 sonrasını, darbeleri, anayasal değişimleri, siyasal hareketleri, ekonomik dönüşümleri, toplumsal değişimleri ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi yakın tarihin tartışmalı dönemlerini görmezden gelmek ise öğrenciyi Cumhuriyet tarihinin büyük bölümünden mahrum bırakmaktır. Nitekim mevcut programda dahi 12. sınıf düzeyinde II. Dünya Savaşı’ndan küreselleşme sürecine kadar Türkiye’nin ele alınması öngörülmelidir. Ancak mesele yalnızca konuların programa eklenmesi değildir. Mesele, bu konuların nasıl öğretildiğidir.

TÜRKİYE’NİN TARİHİ, DÜNYADAN KOPARILARAK ÖĞRETİLEMEZ

Türkiye’nin yakın tarihi yalnızca Ankara, İstanbul ve Anadolu üzerinden okunamaz. Öğrenci aynı dönemde dünyada ne olduğunu bilmelidir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında yalnızca Türkiye’de değil, Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Avrupa’da yaşanan büyük dönüşümler birlikte incelenmelidir. Türkiye’nin modernleşmesi; İran, Mısır, Balkan ülkeleri, Sovyetler Birliği ve Avrupa’daki gelişmelerle karşılaştırılabilmelidir.

Çok partili hayata geçiş yalnızca “bizim iç irademizin sonucu” şeklinde tek nedenli bir hikâyeye indirgenmemeli; II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası sistem, Sovyet tehdidi, Batı ittifakı, ekonomik ilişkiler ve iç siyasi dinamikler birlikte incelenmelidir. Çünkü tarih tek nedenli değildir. Bir olayın arkasında çoğu zaman onlarca neden vardır. Çocuğa bunu öğretmeden ona tarih öğretmiş olmayız. Ona yalnızca bir hikâye anlatmış oluruz. Okullarımızda yapılan da tamamen budur; çocuklarımıza tarih öğretmiyoruz, masal anlatıyoruz!

“BÜYÜK KAHRAMANLIKLAR” KADAR “BÜYÜK HATALAR” DA ÖĞRETİLMELİDİR

Türkiye’nin tarih kitaplarında en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de hata kültürüdür. Devletler hata yapar. Hükümetler hata yapar. Ordular hata yapar. Siyasetçiler hata yapar. Aydınlar hata yapar. Tarihçiler hata yapar. Hatta milletler de hata yapar. Bunu çocuklarımıza öğretmek devlete düşmanlık, millete ihanet değildir. Tam tersine, olgun bir millet olmanın şartıdır.

Türkiye’nin büyüklüğü geçmişinde hiç hata yapmamış olmasıyla değil, geçmişindeki hataları konuşabilecek kadar özgüvenli olmasıyla ölçülür. Bu nedenle tarih kitaplarında başarısızlıklar da, yanlış kararlar da, siyasal çatışmalar da, toplumsal travmalar da, yanlış politikalar da belgeleriyle incelenmelidir. Çocuklarımızın geçmişten gurur duyması kadar geçmişten ders çıkarmasını da istiyoruz.

TARİH KİTAPLARINDA “KAYNAK KUTUSU” DEVRİ BAŞLAMALIDIR

DESAM olarak MEB ve YÖK’e ivedilikle ve ehemmiyetle somut bir önerimiz var: Her tartışmalı tarihsel olayın yanında “Kaynaklar ve Farklı Görüşler” bölümü bulunmalıdır. Örneğin bir olay anlatılıyorsa öğrencinin karşısına:

Belge 1: Dönemin resmî belgesi
Belge 2: Bir hatırat
Belge 3: Karşı tarafın kaydı
Belge 4: Akademik tarihçinin değerlendirmesi
Belge 5: Güncel araştırmalar, konulmalıdır.

Ardından öğrenciye şu soru sorulmalıdır: “Bu beş kaynağı karşılaştırdığında hangi sonuca ulaşıyorsun? Kanıtın nedir?” İşte o zaman tarih dersi gerçekten düşünme dersi olur.

TARİH SINAVLARI DA DEĞİŞMELİDİR

Ezberci tarih eğitiminin en güçlü motivasyonu sınav sistemidir. Öğrenciye: “1923’te ne oldu?” sorusu sorulabilir. Ama bunun yanında: “1923’ün siyasi ve toplumsal koşullarını üç farklı kaynak üzerinden değerlendiriniz.” da sorulmalıdır. “Lozan hangi tarihte imzalandı?” sorusu bilgi ölçer. Ama: “Lozan’a ilişkin iki farklı tarihçi yorumunu karşılaştırınız ve hangi yorumun hangi kanıtlara dayandığını açıklayınız.” sorusu düşünme becerisini ölçer. Biz çocuklarımızın tarih ezberleme kapasitesini değil, tarihsel muhakeme kapasitesini ölçmeliyiz.

ATATÜRK’ÜN DE, MUHALİFLERİNİN DE TARİHSEL BAĞLAMINI ÖĞRETİN

Mustafa Kemal’i hatalarıyla da, kusurlarıyla da çocuklarımıza anlatmaktan korkmayalım. Ama Mustafa Kemal’i anlamak için onu insanüstü bir figüre dönüştürmeye de, 5816 sayılı “Atatürk’ü Koruma Kanunu” gibi çağdışı bir kanuna da ihtiyacımız yok. Onu tarihsel bağlamına yerleştirelim. Dönemin askerî şartlarını, siyasal dengelerini, Osmanlı’nın son yıllarını, dünya savaşını, Millî Mücadele’yi, diplomatik mücadeleyi ve Cumhuriyet’in kuruluş koşullarını anlatalım.

Aynı şekilde ona yöneltilen ulusal ve uluslararası atıflı takdirleri de, eleştirileri de öğretelim. Eleştirinin yanlış olanını belgeyle gösterelim. Doğru olanını da saklamayalım. Çünkü gerçek bir tarih eğitimi öğrencisinden kendisine inanmasını değil, kendisi gibi düşünmeden önce kanıt aramasını ister.

T.C. İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK KİTABINI “KUTSAL METİN” OLMAKTAN ÇIKARIN

Hiçbir tarih kitabı kutsal değildir. Hiçbir tarihçi yanılmaz değildir. Hiçbir siyasetçi tarih üzerinde son sözü söyleme hakkına sahip değildir. Hiçbir ideoloji geçmişin tamamını açıklayamaz. Hiçbir tarihsel şahsiyet eleştiriden muaf tutulamaz. Ve hiçbir çocuk, devletin kendisi için hazırladığı hazır bir tarih yorumunu sorgulamaktan dolayı suçlu hissettirilmemelidir. Tarih, devletin çocuklara ezberlettiği bir hikâye değil; çocukların devletinin de dahil olduğu bütün tarihsel aktörleri sorgulayabildiği bir bilim alanıdır. İşte gerçek eğitim özgürlüğü budur. Çocuklarımızın dogmayı değil hakikati öğrenmeye ihtiyacı vardır.

MEB’E 10 MADDELİK TARİH EĞİTİMİ REFORMU ÇAĞRISI

DESAM olarak Millî Eğitim Bakanlığı’na şu somut adımları şiddetle ve önemle öneriyoruz:

1. Tüm tarih ve T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitapları bağımsız bilim insanlarından oluşan çoğulcu kurullarca yeniden incelenmelidir.

2. Her önemli tarihsel olay için mümkün olduğunca birden fazla birincil ve ikincil kaynak gösterilmelidir.

3. Ders kitaplarında kaynakça ve dipnot sistemi güçlendirilmelidir.

4. Tartışmalı konularda “farklı tarihçi görüşleri” bölümleri oluşturulmalıdır.

5. Öğrenciler belge, fotoğraf, harita, gazete, hatırat ve arşiv metni analiz etmeye yönlendirilmelidir.

6. Tarih dersleri yalnızca Türkiye merkezli değil, dünya ve bölge tarihiyle karşılaştırmalı biçimde işlenmelidir.

7. Yakın siyasi tarih, demokratikleşme, darbeler, anayasal değişimler ve siyasal dönüşümler öğrencilerin yaş seviyesine uygun biçimde daha kapsamlı öğretilmelidir.

8. Sınavlarda salt tarih ezberi yerine kaynak analizi, karşılaştırma, neden-sonuç ilişkisi ve tarihsel muhakeme ölçülmelidir.

9. Ders kitapları belirli aralıklarla bağımsız akademik denetimden geçirilerek yeni araştırmalar doğrultusunda güncellenmelidir.

10. Tarih öğretmenlerine “tarihsel düşünme”, kaynak eleştirisi, sözlü tarih, dijital arşiv kullanımı ve dezenformasyonla mücadele konusunda ileri düzey eğitim verilmelidir.

ÇOCUKLARIMIZA İDEOLOJİK BİR TARİH DEĞİL, TARİHİ ANLAMA YETENEĞİ BIRAKALIM

Türkiye artık tarih konusunda iki uç arasında sıkışıp kalmamalıdır. Bir tarafta her şeyi kutsallaştıran resmî ideolojik anlatı; diğer tarafta her şeyi tersine çevirerek yeni bir “karşı resmi tarih” kurmaya çalışan ideolojik anlatılar… Çocuklarımız bu ikili üçlü beşli propagandanın da öğrencisi olmamalıdır. Biz çocuklarımıza ne “Tarih kitabına inan” ne de “İnanma” demeliyiz. Biz onlara:

“Oku.”

“Belgeyi incele.”

“Kaynağı sorgula.”

“Farklı görüşleri karşılaştır.”

“Kanıtını göster.”

“Kendi hükmünü oluştur.” demeliyiz.

Çünkü özgür düşüncenin başladığı yer tam olarak burasıdır. Ve Türk çocuk ve gençlerinin özgür düşünceyi, bilimsel düşünceyi, sorgulamayı, araştırmayı, şüpheciliği öğrenmesine su gibi, ekmek gibi ihtiyacı vardır. Tarih dersinin amacı çocuğun zihnine bir ideoloji yerleştirmek değil, zihnini ideolojik manipülasyona karşı dayanıklı hâle getirmektir.

Bugün sosyal medya çağında çocuklarımızın karşısına her gün binlerce sahte tarih bilgisi çıkmaktadır. Böyle bir çağda onları korumanın yolu daha fazla sansür, daha fazla ezber ve daha fazla resmî slogan değildir.

Çözüm; daha fazla belge, daha fazla kaynak, daha fazla eleştirel düşünme ve daha kaliteli tarih eğitimidir. MEB’in bugün yürüttüğü müfredat güncelleme süreci de tam bu nedenle büyük bir fırsattır. Bakanlığın kendi programında tarihsel olay, kişi ve fikirleri değişim ve süreklilik açısından değerlendirme hedefi bulunması olumlu bir başlangıçtır. Şimdi bu yaklaşımın ders kitaplarının gerçek diline ve sınıflardaki uygulamaya yansıması gerekmektedir.

Buradan ve tekrar en üst perdeden sesleniyorum; Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, MEB Bakanı Sayın Yusuf Tekin, YÖK Başkanı Sayın Erol Özvar; Çocuklarımızın zihnini herhangi bir ideolojinin müzesi hâline getirmeyin. Tarihi propaganda metnine dönüştürmeye artık son verin. Atatürk’ü de, Osmanlı’yı da, Cumhuriyet’i de, Millî Mücadele’yi de, Türkiye’nin demokrasi tarihini de bilimsel yöntemle öğretin.

Artık kahramanları insanlaştırın. Hataları görünür kılın. Belgeleri masaya koyun. Farklı görüşleri yan yana getirin.

Soruları çoğaltın. Çünkü bir ülkenin geleceğini gerçekten güvence altına alan şey, çocuklarının geçmiş hakkında aynı cümleyi ezberlemesi değildir. Aynı belgeye bakıp özgürce düşünebilmesidir. Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir “resmî tarih” kurgusu ve çarpıtması değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, resmî tarihin de karşı tarihlerin de üzerinde duran; belgeye, akla, bilime ve vicdana dayalı yeni bir tarih eğitimidir.

Sayın Cumhurbaşkanı, Milli Eğitim Bakanı, YÖK Başkanı, Eğitim Politikaları Kurul Üyeleri; sizlere tam olarak bunu söylüyoruz:

TARİHİ ÇOCUKLARIMIZA EZBERLETMEYİN.

TARİHİ ÇOCUKLARIMIZA ÖĞRETİN.

ONLARA HAZIR HÜKÜMLER DEĞİL, HAKİKATİ ARAMA CESARETİ VERİN.

PAGE  

Ziyabey Cad. No: 77/4 Çankaya – Ankara  +90.5054013880 – +90.3124250081 – desam.ankara@gmail.com

Yeni Eğitim Yılına Başlarken
1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun!
KIRAÇ MALATYA KÜLTÜR YOLU FESTİVALİ’NDE SAHNE ALDI
Çukurova Belediyespor’dan ÇGC’ye nezaket ziyareti
TÜRKİYE’DE YALNIZ YAŞAYANLAR ARTIYOR: AİLEYİ GÜÇLENDİRECEK POLİTİKALARA İHTİYAÇ VAR 
ETİKETLENDİ:Demokratik Etütler ve Eğitim Stratejik Araştırma MerkeziDESAMGürkan Avcı
Bu Makaleyi Paylaş
Facebook E-posta Yazdır
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ULAK MEDYA!

Ulak Medya; klasik yayıncılık ve sıradan araştırma kalıplarını reddeden, sahadaki ham veriyi istihbari bir satranç zemininde sentezleyen stratejik bir akıldır. Adana Çukurova merkezli operasyon ağımızla, görünmeyeni tasarlıyor ve kimsenin düşünmediğini düşünüyoruz.
KURUMSAL
  • İhbar Hattı
  • Kurumsal İşbirlikleri
  • KÜNYE
  • Gizlilik Politikası

En yeni makalelerimizi anında almak için bültenimize abone olun!